MENU

OMÜ Üroloji Yıldız Gibi Parlıyor
12 Mart 2018 - 14:20
A+ A-

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Üroloji Anabilim Dalında yapılan ilk laparoskopik böbrek nakli ve doğum kanalından gerçekleştirilen ilk böbrek nakli literatüre geçti.

Böbrek hastalıklarının tedavisi konusunda yüz akı merkezlerden biri olarak Anadolu’dan yükselen bir yıldız gibi parlayan Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), özellikle böbrek naklinde birçok ilke imza atmış durumda. Küçük kesilerden girilerek gerçekleştirilen ilk laparoskopik böbrek nakli ve ardından vücutta herhangi bir kesi yapmadan doğum kanalından girilerek gerçekleştirilen ilk böbrek nakli bu merkezde yapıldı. OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi, nakil sayısı olarak kamu kurumları arasında ilk 3 içinde yer alıyor. Daha da önemlisi nakillerin yüzde 68’inin kadavradan yapılması sebebiyle OMÜ bu alanda da önemli bir başarıya imza atıyor.

OMÜ Üroloji Kliniğinde böbrek hastalıklarının tedavisinde ve arka planında ise Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şaban Sarıkaya, Prof. Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu ve Doç. Dr. Ender Özden yer alıyor.

“Türkiye’de ilk başarılı laparoskopik böbrek nakli OMÜ’de”

Doç. Dr. Ender Özden operasyonun önemini ve Üroloji Anabilim Dalının rolünü “OMÜ Üroloji’de yapılan cerrahi girişimlerin en önemli özelliği vücutta büyük yaralarla derin hasarlar bırakmadan, tam tersine birkaç milimetrelik deliklerden girerek nakil ve tedaviler yapmak. Türkiye’de ilk başarılı laparoskopik böbrek nakli 2015 yılında OMÜ Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirildi. Doğum kanalından Türkiye’deki ilk böbrek nakli ise 2017’de yine bu merkezde yapıldı.” sözleriyle anlattı.

Kapalı yöntemle böbrek naklini ilk kez gerçekleştiren ekibin içinde yer alan Doç. Dr. Ender Özden, böbrek naklinde laparoskopi yönteminin neden tercih edildiği konusunda ise şunları söyledi: "Laparoskopik böbrek naklini gerçekleştirebilmek hem bizim için hem de hastalarımız adına çok önemli bir gelişme oldu. Özellikle açık böbrek nakli sonrası obez hastalarımızda problem olan yara enfeksiyonlarını, bu sayede çok daha az görüyoruz. Hastalarımız ameliyat sonrası çok daha az ağrı çekiyor. Hareketlenmeleri, normal yaşamlarına geri dönmeleri çok daha hızlı oluyor. Her şeyden önemlisi laparoskopi vücutta daha az bir cerrahi travma oluşturduğu için bağışıklık sistemlerinin daha az baskılanmasına ve de böylelikle zaten kırılgan olan bu hasta grubunun bu zorlu dönemi daha kolay atlatmalarına yardımcı oluyor. Bu yöntemlerle nakil ameliyatı gerçekleştirebilmek gerçekten çok üst düzey bir laparoskopi ve transplantasyon deneyimi gerektirmektedir. Dolayısıyla bu yöntemlerin hekimler arasında da yayılması belli bir zaman alacaktır. Bu olguların tamamında nakledilecek böbrek, vücut içerisine karın ön duvarında açılan yaklaşık 6 santimetre uzunluğundaki kesiden yerleştirilmiş ve daha sonra bütün işlemler laparoskopik yöntemle gerçekleştirilmiştir."

Hangi hastalar laparoskopik böbrek nakli için adaydır?

Son dönem böbrek yetmezliği olup böbrek nakli için onaylanmış hemen hemen her hastanın aynı zamanda laparoskopik böbrek nakli için de aday olduğunu belirten Doç. Dr. Özden “Ancak özellikle kasık bölgesinde yaygın damar sertliği olan hastalarda henüz önerilmemektedir.” dedi.

Doğum kanalından böbrek naklini ilk kez gerçekleştiren ekibin neden böyle bir yöntem izlendiğine de değinen Doç. Dr. Özden “Laparoskopinin temel amacı hastada en küçük cerrahi travmayı oluşturmak. Böbreği yerleştirmek için doğum kanalını kullanmak bir kadına en az hasar verebileceğimiz yöntem. Erişkin, doğum yapmış son dönem böbrek yetmezliği olan kadın hastaların büyük bir bölümünde uygulanabiliyor.” şeklinde konuştu.

“Türkiye’deki en önemli böbrek yetmezliği sebebi diyabete bağlı gelişen son dönem böbrek yetmezliğidir”

Ülkemizde obezite ve buna bağlı olarak diyabet ve böbrek kanserlerinin görülme sıklığında bir artış yaşandığına dikkat çeken Özden sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün için Türkiye’deki en önemli böbrek yetmezliği sebebi, diyabete bağlı gelişen son dönem böbrek yetmezliğidir. Yine ülkemizde aşırı tuz tüketimi yüzünden yükselen tansiyona bağlı son dönem böbrek yetmezliğinin yanı sıra üriner sistem taş hastalığı ve buna bağlı böbrek yetmezliği gelişme riski de yükseliyor. Hâlen sigarayı bırakamamış bir toplumuz. Sigara, sadece hipertansiyon ve kalp hastalığı gelişiminde değil, böbrek ve mesane kanserlerinin ortaya çıkışında ispatlanmış en önemli risk faktörüdür. Ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemlerinin giderek artan kullanımı sonucunda daha çok hastada böbrek tümörü tespit edilmeye başlandı.  Ancak bu konudaki sevindirici bir durum olarak şunu söyleyebiliriz: Böbrekte görülen kitlelerin yüzde 80’i genellikle kötü huyludur. Eskiden gecikmiş olarak teşhis ettiğimiz bu kitleleri şimdi erken aşamada yakalayıp sadece tümörlü kısmını alarak böbreği tamamen iyileştirme şansına sahip olduk.”

“Kamu hastanelerinde böbrek naklinde OMÜ önemli yere sahip”

“Türkiye’de şu anda yaklaşık 22 bin hasta böbrek nakli bekliyor. 2017 yılı itibariyle Türkiye’de toplam sadece 3.342 adet böbrek nakli gerçekleştirilebildi ve bunların da yaklaşık yüzde 80’i canlı vericili böbrek nakillerinden oluşuyor. Geçtiğimiz yıl OMÜ nakillerinin yüzde 64’ü beyin ölümü gerçekleşmiş vericilerden yapıldı” diyen Prof. Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu ise bu süreci ve OMÜ’nün öncülüğünü şu şekilde özetledi: “Ülkemizde kadavra organların dağıtımı Sağlık Bakanlığı bünyesinde Ulusal Koordinasyon Merkezi (UKM) tarafından gerçekleştiriliyor. Türkiye, 9 Bölge Koordinasyon Merkezi’ne (BKM) ayrılmış durumda. Samsun BKM (Samsun, Sinop, Amasya, Tokat, Giresun, Trabzon ve Rize illerini kapsıyor) geçen yıl itibariyle ülkemizde en fazla kadavra donör bağışının gerçekleştiği bölgeydi. Bir BKM içerisinde bağışlanan kadavra organlar, sistem gereği öncelikle o bölgenin organ nakli yapılan merkezlerinde bekleme listesinde olan hastalarda kullanılmak üzere sunulur. Şu anda böbrek nakillerinin büyük bir kısmı özel sektör hastaneleri çatısı altında gerçekleştirilmektedir. Kamuda bu hizmeti veren sayılı üniversite ve devlet hastaneleri arasında ürettiği hizmet anlamında OMÜ öncü ve önemli bir yer tutmaktadır.”

“Farkındalık eğitimleri Karadeniz’i organ bağışında öncü konumuna getirdi” 

Bağış aşamasının tamamen bu iş için özel eğitim almış, Sağlık Bakanlığı tarafından sertifikalı organ nakli koordinatörleri tarafından yönetildiğini vurgulayan Prof. Dr. Yakupoğlu “Sevdiğinizi birini kaybettiğiniz, acınızın en yoğun olduğu bir anda tanımadığınız birileri sizden yakınınızın organlarını bağışlamasını istiyor. Bu şekilde anlatıldığında inanılacak gibi değil. Ama şunu gördük, Karadeniz bölgesinde bu işlere başladığımızda hemen hiç kadavra organ bağışı olmazken, toplumun her kesiminden insanda farkındalık eğitimleri ile şu anda Karadeniz, organ bağışında öncü bir duruma geldi.” sözlerine yer verdi.

Böbrek taşı için büyük ameliyata gerek yok

Böbrek taşı ameliyatlarında gelinen aşamaya dair bilgiler paylaşan Prof. Dr. Yakupoğlu sözlerinin devamında şunları kaydetti: “En sık görülen ve en acı veren böbrek hastalıkları hangisidir? diye sorulduğunda herkes böbrek taşı diyecektir. Ülkemiz böbrek taşı oluşumunda kırmızı hatta bulunuyor. Son derece ağrılı ve uzun dönemde böbreği bozan bir durum olan taş oluşumunun henüz önüne geçilemiyor. Böbrek taşının tedavisinde de minimal invaziv girişimsel yöntemler kullanılıyor. Teknolojik gelişmelere paralel olarak böbrek taşında da büyük kesiler yaparak ameliyatlar gerçekleştirme dönemi yavaş yavaş sona eriyor. Artık böbrek taşlarını ya vücut dışından taş kırma tedavisi ile ya da kesisiz olarak idrar kanalından çıkararak tedavi ediyoruz yahut özel olarak geliştirilmiş ileri teknolojik aletlerle ciltten direkt böbreğin içerisine girerek yüksek başarı oranlarıyla tedavi edebiliyoruz.”

“Su içmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuşum”

Giresunlu Nazire Çakmak (57), doğum boşluğundan böbrek nakli yapılan Türkiye’deki iki hastadan biri. 5 çocuk annesi Çakmak, beşinci çocuğunu dünyaya getirirken sezaryen doğum sırasında idrar torbasının hasar görmesi sebebiyle diyalize mahkûm olmuş. 10 yıl boyunca haftada 3 gün diyaliz merkezine giden Nazire Hanım’a sonunda uygun böbrek bulunmuş. Ancak Nazire Hanım’ın aşırı kilosu ve diğer riskler yüzünden açık ameliyat mümkün olmamış. Bunun üzerine Prof. Dr. Kamil Yakupoğlu ve Doç. Dr. Ender Özden, doğum boşluğundan girerek nakle karar vermişler.  Ameliyathaneden çıktıktan sonra hiçbir yara izinin ve ağrısının olmamasına şaşırdığını anlatan Çakmak sonraki süreci “Ameliyattan sonra hayatımdaki en büyük değişiklik diyalize gitmemek oldu. Hiç ağrım, sızım yoktu ve su içebiliyordum. Hatta ilk zamanlarda zorlandım çünkü kana kana su içmeyi unutmuştum.” sözleriyle anlattı.

Türkiye gazetesinde çıkan haber linki:

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/saglik/549280.aspx

Güncelleme: Pt, 16/04/2018 - 22:47

AddThis Sharing Buttons