Etkinliğin ilk günü, "Öğretim Elemanları Resim- Seramik, Grafik Tasarım, Özgün Baskı ve Heykel Sergisi"nin açılışıyla başlayıp Eğitim Fakültemizin Kurucu Dekanı olarak görev yapan Prof. Dr. Birsen Gökçe'nin konferansıyla devam etti. Halen Hacettepe Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam eden Prof. Dr. Birsen Gökçe konuşmasında, "Ülkemizde eğitimin çağdaş anlamda düzenlenmesine Cumhuriyetin kurulmasıyla başlanmıştır. Atatürk'ün Türk Eğitim Sistemi'ni oluşturmasına temel olan görüşleri çağdaş eğitim ilkeleriyle büyük bir paralellik göstermektedir. Çağdaş eğitim ilkeleri esas itibariyle dört ana grupta toplanabilir. Bunlar ulusal eğitim, bilimsellik, sağlıklı düşünce ve fırsat eşitliğidir. Atatürk, çağdaş bir ulusal toplum olarak var olabilmemiz ve gelişmemizi sürdürebilmemiz için ulusal, demokratik ve laik bir eğitim ve öğretimi temel koşul olarak görmüştür. Bugün bizlere düşen görev, Cumhuriyetin kuruluşundaki uluslaşmanın ruh ve coşkusunun sürekliliğini ve Cumhuriyet kuşaklarının çağdaş koşullar çerçevesinde yetiştirilmesini sağlamaktır. Atatürkçülüğün özü de budur" dedi.
Prof.Dr.Bilal DİNDAR
Prof.Dr.Biresen GÖKÇEGünün en coşkulu etkinliği, akşam saatlerinde Eğitim Fakültesi Kurupelit Yerleşkesinde "154. Yıl Meşalesi"nin yakılmasıydı. Öğretim üyeleri ve öğrenciler "Eğitim Ateşi"ni hep beraber yaktılar. Günün etkinlikleri yine Eğitim Fakültesinde verilen kokteyl ve Halk Oyunları gösterisiyle son buldu.
Kutlama Programı çerçevesinde, 16 Mart Cumartesi günü Sinop ve 17 mart Pazar günü Amasya gezileri düzenlendi. Pazar gecesinin bir başka etkinliği ise Kongre ve Kültür Merkezinde verilen Türk Sanat Müziği Konseri oldu. Üniversitemizin Türk Sanat Müziği Kulübünden 30 öğrenciden oluşan koro, Dr. Mehmet Halis Korur yönetiminde, Türk Sanat Müziğinin unutulmaz eserlerini seslendirdi. 18 Mart Pazartesi günü Prof. Dr. Bilal Dindar, Ünye, Fatsa ve Samsun'un doğa güzelliklerini içeren bir fotoğraf sergisi açtı.
Aynı gün Eğitim Fakültesi öğrencileri el ele tutuşarak, Kurupelit ve Atakum Yerleşkelerinde "Eğitim Zinciri Yürüyüşü"nü gerçekleştirdiler. 18 Mart günü " Öğretmen Eğitimi, Sorunları ve Çözüm Önerileri" ve 19 Mart günü "Eğitim Gönüllüleri" konulu panellere öğrenciler, hem düzenleyen hem de izleyen olarak katıldılar. İngilizce Öğretmenliği Materyal Sergisi, Okul Öncesi Bölümünün Oyuncak ve Kitap Sergisi, Dramatize Şiir Topluluğunun Gösterisi ve 20 Mart akşamı "Galileo Galilei" isimli tiyatro oyunu da etkinliklerde yer aldı.
21-22 Mart günlerinde "Dramanın Önemi", Eğitim Fakültesinde eğitim-öğretime devam eden bütün bölümler için ayrı ayrı ele alınarak tartışıldı.
Öğretmen Okullarının Kuruluşunun 154. Yılı Kutlama Programı, 22 Mart Cuma günü Eğitim Fakültesi Kurupelit Yerleşkesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen "Türkiye'de Tarihsel Süreç İçinde Öğretmen Eğitimi ve Günümüzdeki Sorunları" konulu panelle son buldu. Prof. Dr. Bilal Dindar başkanlığındaki panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Coşkun Köycü, Prof. Dr. Kurtman Ersanlı, Doç.Dr. Erdoğan Başar ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kırcı katıldı.
Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu ve Genel Müdür Aydın Özyar, etkinlikler dolayısıyla birer kutlama mesajı gönderdiler.
Batılı anlamda ilk Tıp Okulu olan "Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire", 14 Mart 1827'de, Şehzadebaşı'daki Amire Tulumbacıbaşı Konağında açıldı. Bu tarih, ülkemizde, bilimsel anlamda tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilmekte ve 1919'dan beri Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Bu yıl, 14 Mart 2002 Perşembe günü, Türk Hekimliğinin 175. yıldönümünü kutladık. Samsun- Sinop Tabip Odası tarafından her yıl geleneksel olarak yapılan, "Hizmet Plaketi" töreni, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kurupelit Yerleşkesi Kongre Kültür Merkezinde gerçekleşti. Törende, mesleklerinde 30 ile 60 yıl arası hizmet veren toplam 31 tıp doktoruna "Hizmet Plaketi" ve "Takdir Belgesi" verildi. Meslekte 60 yılını dolduran 84 yaşındaki Dr. Recai Emiroğlu plaketini alırken, duygulu anlar yaşandı.
Törende konuşma yapan Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay, Türkiye'de 175 yıl önce başlayan ve bugüne kadar gelen tıp eğitiminde çok önemli gelişmeler olduğunu, ancak, sağlık sisteminin yine de yetersiz kaldığını belirtti. Bernay, Tıp Fakültesi hastanelerinin artık hasta kabul edemeyecek duruma geldiğine dikkat çekerek, "Üniversite hastaneleri çok zor şartlarda hizmet vermeye çalışıyor. Birçok rektör, ortak karar alarak artık hasta kabul etmemeyi düşünüyor. Bazı üniversiteler döner sermayeden katkı ödeyemez duruma düştü. Şu an döner sermayeden katkı ödeyen 2 üniversite bulunmaktadır. Bunlardan biri de biziz" dedi.
Samsun - Sinop Tabip Odası Başkanı Dr. Ferhan Hamarat ise, "Biz hekimler Türkiye'de, yılın her günü, evet, 365 gün boyunca her gün, içinde en az 160 yolcusu bulunan bir uçağın düştüğü Türkiye tıp ortamının mensuplarıyız. Hem de bu yolcuların tamamı henüz birinci yaş günlerini bile kutlayamamış bebeklerden oluşuyor. Bir başka ifadeyle; Türkiye'nin bebek ölüm hızı binde 40. Her gün içinde 160 bebek olan bir uçak Türkiye tıp ortamına düşüyor. Bizler, yani hekimler, tıp fakültesi dekanları, sağlık müdürleri, binlerce profesör, şef, şef yardımcısı, doçent yani Türkiye'de hekim ve uzman hekim yetiştirenler, Sağlık Bakanı, Hükümet bunu biliyor ve yaşıyoruz; hem de her gün!" diyerek, Türkiye'de bebek ölümlerine dikkat çekti.
Törene, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Karacan, Baro Başkanı Arif Yılmaz Üney, öğretim üyeleri, tıp doktorları ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Anadolu'nun yüzyıllar boyunca dünya görüşünü ve canlılığını ortaya koyan folklor değerlerinin, kültürümüz içinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Üniversitemizde her yıl, kuruluş yıldönümü etkinlikleri halk oyunları şenliğiyle başlar. Bu yıl da gelenek bozulmadı. 27. Kuruluş Yıldönümü Etkinlikleri, 31 Mart akşamı Yaşar Doğu Kapalı Spor Salonunda, Üniversitelerarası Halk Oyunları Şenliğiyle başladı. OMÜ Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı ve OMÜ Halk Oyunları Kulübünün katkılarıyla gerçekleştirilen şenliğin açılış konuşmasını üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay yaptı. Bernay, konuşmasının ardından şenliğe katılan ekiplere katılımları dolayısıyla teşekkür belgesi verdi.
Gecede Ondokuz Mayıs Üniversitesi Halk Oyunları Kulübü Samsun ve Dinar yörelerinin "Kına Gecesi" gösterileri, Adıyaman yöresi, Kurtuluş Savaşı Dramatize Gurubu gösterisi, Artvin yöresi, Kafkas Ekibi; Karadeniz Teknik Üniversitesi Halk Oyunları Topluluğu (Trabzon yöresi), Uludağ Üniversitesi Halk Oyunları Topluluğu (Bursa ve Trakya yöresi), Cumhuriyet Üniversitesi Halk Oyunları Topluluğu (Sivas yöresi), Sinop Sağlık Yüksekokulu Halk Oyunları Topluluğu (Sinop yöresi), Amasya Eğitim Fakültesi Halk Oyunları Topluluğu (Karma), Sinop Su Ürünleri Halk Oyunları Topluluğu (Sinop yöresi), Havza Meslek Yüksekokulu Halk Oyunları Topluluğu (Samsun yöresi), Terme Meslek Yüksekokulu Halk Oyunları Topluluğu (Samsun yöresi) yer aldı.
Şenlik tüm ekiplerin hep birlikte halay çekmesiyle son buldu. Salonun tıklım tıklım dolduğu gecede, sadece öğrencilerimiz değil, Samsunlular da güzel saatler yaşadılar.
Çingene, yüz çizgileri gittikçe derinleşen yeryüzünün
boynunda, yüzyıllardır rengi solmayan bir şal.
Kimi zaman bir damla gözyaşı, kimi zaman ince bir gülüş,
bazen tek bir dönüş...
Çingene, bu dünyanın süsü...
Sadettin Davran
Bulgar asıllı sanatçı Yıldız İbrahimova, 10 Mart 2002 Pazar akşamı, Türkiye İş Bankası sponsorluğunda, Kongre Kültür Merkezinde muhteşem bir konser verdi.
Bulgaristan'dan gelen müzisyenlerle sahneye çıkan İbrahimova, "Marcanja-Çigan Romansları" adlı albümünden hazırladığı programda, Brahms'ın Macar Rapsodisi, Sarasete'nin Çigan Havaları ve Monti'nin Çardaş'ı gibi eserleri doğaçlama ustalığıyla Çigan müziğine katarak, izleyenleri Çigan Romanslarından Caz müziğine doğru son derece etkileyici bir yolculuğa sürükledi.Piyanoda Vassil Parmakov, Gitarda Shıbıl Benev, Bassda Dımıtar Shanov, Vurmalılarda Hrısto Yotzov yer aldı. Altın dişleri, zeytin tanesi simsiyah gözleri, gösterişli takılarıyla gerçek bir Bulgar çingenesi olan keman ustası Ventzı Takev, rengarenk şalıyla sahnede bir saniye durmaksızın dans eden İbrahimova'ya, dansı ve kemanıyla eşlik etti. Konserin daha en başında, konser salonunun giriş kapısını işaret ederek "bütün dertleri, tasayı, kederi şu kapının dışında bırakacaksınız" diyen ve izleyicileri coşturan sanatçı, bir kez daha herkesi kendisine hayran bırakarak üniversitemizden ve şehrimizden ayrıldı.
İLETİŞİM VE RADYO KULÜBÜ SORDU İBRAHİMOVA CEVAPLADI:
Bize biraz Marcanja hakında bilgi verebilir misiniz?
Marcanja benim iki yıl önce yaptığım son albüm ve çigan romansları müziğini içeriyor. Ancak, sadece çigan müziği değil, içinde klasik müzikten de motifler var. Örneğin; Franz List'in İkinci Macar Rapsodisi, Brahms'ın Birinci Macar Dansı, Sarasate'nin Çigan Havaları, aynı zamanda caz doğaçlamaları yani üç tür müzik var. İçinde ağırlıklı olarak tabii ki çigan müzikleri var. Bu aslında Rusça, Rus çingenelerin, doğu Avrupa romanlarının müziği ama çok da popüler. "Siyah gözler" gibi şarkılar da var. Böyle bir karışım yaptım. Bu albümde Bulgar müzisyenler var, birçoğu cazcı. Ama kemancımız roman asıllı ve tam da bu müziği bilen birisi. Sahne performansı da çok güzel, çok güzel dans ediyor. Zaten hepimiz sahnede dans ediyoruz. Bu sene 40'tan fazla konser verdik. Bu akşam Ankara'da, ODTÜ'de konser vereceğiz. sekizinci konserimiz olacak, ODTÜ'de de verdiğimiz dördüncü konser olacak. Ondan sonra da sırada Samsun var, sabırsızlıkla bekliyoruz.
Üniversitemize bu ikinci ziyaretiniz olacak. Ondokuz Mayıs Üniversitesi hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Ondokuz Mayıs Üniversitesine ilk gelişim geçen aralık ayında oldu. Verdiğim ilk konser solo ağırlıklıydı ve yanımda iyi bir piyanist vardı; İsabella Alexandrova. İlk izlenimim kampus içine girdikten sonra konser salonuna gidiş yoluydu. Doğadan ve üniversitenin yerinden gerçekten etkilendim. Bundan sonraki izlenim tabii ki seyirci ile ilgiliydi. Çok çok iyi bir seyirci vardı. Benim için büyük bir sürprizdi. Çünkü bu tür bir müzikle böyle bir dinleyiciyle karşı karşıya geleceğimi pek de beklemiyordum açıkçası. Samimi söylüyorum, çok mutlu oldum. Umarım ikinci konserde yapacağımız sıcak müziği de 10 Mart'ta Samsun seyircisi yine beğenecek.
Bu yıl, Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI- International Theatre Institute), Dünya Tiyatro Günü 27 Mart 2002 Uluslararası Bildirisinde, dünyada tiyatro üzerine yazılmış en eski inceleme kitaplarından biri olan Natyasastra'nın ilk bölümünü kullandı:
"Dünyanın ahlaki çöküntü içinde olduğu bir zamandı. İnsanlar akıldışı tutkuların kölesi olmuşlardı. İnsanlığı yüceltecek (gözlere ve kulaklara hoş gelecek, bir yandan da eğitici) bir yol bulunmalıydı. Böylece Brahma, dört Veda'nın (kutsal yazılar) bölümlerini bir araya topladı ve beşinci Veda'yı, "Gösteri Vedası" oluşturdu. Fakat tanrılar tiyatro bilgisinden yoksun olduklarından yeni Veda, Bharata'ya, yani bir insana iletildi. Bharata, yüz oğlunun ve Brahma'nın gönderdiği kimi göksel dansçıların yardımıyla ilk oyunu sahneye koydu. Tanrılar, yeni sanatın anlatım olanaklarının zenginleşmesi için coşkuyla katkıda bulundular. Bharata'nın sahnelediği oyun, tanrılarla kötü ruhlar arasındaki çatışmanın tarihini anlatıyor ve tanrıların yüce utkusunu kutluyordu. Gösteri tanrılarla insanları yüceltti. Ne var ki izleyiciler arasındaki kötü ruhlar çok aşağılanmışlardı. Bu nedenle doğaüstü güçlerini kullandılar, oyuncuların konuşmalarını, devinimlerini ve belleklerini felç edip oyunu bozguna uğrattılar. Bunun üzerine tanrılar kötü ruhlara saldırdılar ve pek çoğunu öldürdüler. Sonra Mayhem geldi. Brahma, Yaratan, kötü ruhlara yaklaştı ve onlarla konuştu. Tiyatro; diye açıkladı, üç dünya durumunun gösterimidir. Yaşamın ahlâki amaçlarını, - ruhsal, dünyasal ve duyumsal, sevinçlerini ve üzünçlerini kuşatır. Tiyatronun kapsayamayacağı bilgelik, sanat ve duygu yoktur. Bundan sonra Bharata'dan oyunun sürdürülmesini istedi. İkinci gösterinin daha başarılı olup olmadığını bilmiyoruz. Bu bölümün yorumunu yapan araştırmacılar efsanenin kötü ruhları suçlu bulduğunu varsayıyorlar. Araştırmacıların bu tutumu, onların tiyatronun gerçek doğasını anlayamadıklarının kanıtıdır. O zaman Brahma'nın tiyatro üzerine söyledikleri efsanenin özünü oluşturur."
Bildirinin son kısmı şu satırları içeriyor: "Dünyada hiçbir zaman şimdiki kadar çok tiyatro olmamıştır. Radyo, filmler, televizyon ve video bizleri tiyatroyla içiçe kılmıştır. Ne var ki tiyatronun bu biçimleri her ne kadar izleyicileri çekmekte ve dahası onlarda öfke uyandırabilmekteyse de, hiç birinde izleyicinin tepkisi bu sanat olayını değiştirememektedir. İlk Gösteri Efsanesi tiyatroda oyun yazarı, oyuncular ve seyircilerin bir bütün oluşturduğunu ama bu bütünün değişkenliğinden ötürü patlamaya hazır bir gizilgüç barındırdığını belirtir. Bu nedenledir ki tiyatro, güvende olmaya çalıştığı zaman bile, bir yandan da kendi ölüm fermanına imza atmaktadır. Öte yandan, yine aynı nedenle, geleceği çoğu zaman bulanık görünse de, tiyatro yaşamayı ve kışkırtmayı sürdürecektir."
Bu anlamlı günde OMÜ Tiyatro Kulübü, Cem Saip Yalın'ın kaleme aldığı "Tüm Savaşlar Bittiğinde" adlı oyunu sahneledi. Savaşın insanlar üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerin canlandırıldığı oyunun yönetmenliğini Seval Vural yaptı.
Her yıl mart ayının son haftasında yurt genelinde kutlanan Kütüphane Haftasının 38.'si bu yıl 25-31 Mart tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle Merkez Kütüphanemizde de kutlandı.
Bu yılki etkinlikler arasında yeni yayınlardan oluşan karma yayın sergisi, Cd-Rom ve video gösterimleri, görsel-işitsel materyallerden oluşan stand, kütüphane otomasyonu, web sayfalarının tanıtımı, online veritabanları ve elektronik kaynaklarla ilgili kullanıcı eğitimi hizmetleri yer aldı.
![]()
Hafta boyunca süren etkinliklerin açılışı, 25 Mart Pazartesi günü, Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay tarafından, akademik ve idari personel, öğrenciler ve diğer kamu kurumlarından gelen kalabalık bir davetli topluluğu eşliğinde yapıldı. Açılış sonrası davetliler yeni yayınlardan oluşan karma yayın sergisini inceleyip, sürekli gelişen bilgi teknolojisini kullanan Merkez Kütüphanemizin web hizmetleri hakkında bilgi aldılar. Günümüzde artık, en önemli bilgi erişim kaynaklarının başında gelen online veritabanlarından yeni kullanıma açılan Science Direct, Cab Abstracts, Elsevier Web- Editions, EbscoHost gibi tam metin erişimli olanları akademik personele tanıtıldı. Bunun yanısıra, diğer bilgi hizmetleri hakkında da açıklayıcı bilgiler davetlilere sergi boyunca aktarıldı. Dışarıdan gelen konuklara ise üniversitemizi tanıtıcı Cd-Rom ve video gösterisi sunularak, üniversitemiz ve Merkez Kütüphanemizle ilgili broşürler dağıtıldı.
Bilgi toplumu olma yolunda ilerlediğimiz süreçte, 38. Kütüphane Haftası dolayısıyla Merkez Kütüphanemizde hafta boyunca düzenlenen etkinliklere katılımın yoğun olması ise bilgi ve bilgi teknolojilerine verilen önem adına sevindiriciydi.
İbrahim Betil
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Başkanı İbrahim Betil, OMÜ Kongre ve Kültür Merkezi'nde, 21 Mart 2002 tarihinde "Sivil Toplum Bilinci ve Gönüllülük" konulu bir konferans verdi.
Konferansta kısa bir konuşma yapan TEGV Genel Müdürü Danyal Hergünsel, "Gerçekten medeni ve mutlu olabileceğimiz bir ülkede yaşamak istiyorsak öncelikle yapmamız gereken şey alt yapımıza, eğitimimize katkıda bulunmaktır" diyerek, yarının aydınlık Türkiye'sini oluşturmada gençleri gönüllü olmaya çağırdı.
Sözlerine, "Nerede yanlış yaptık diye düşünüyorum. Eğitimden sağlığa kadar, hatta iş sahibi oluncaya kadar bu toplumun her şeyi merkezden beklemesi, her şeyi ağırlıklı olarak Ankara'dan beklemesinin bu toplumu ciddi bir uyuşukluğun içine ittiğini düşünüyorum" diyerek başlayan TEGV Başkanı İbrahim Betil, bir toplumun sosyolojik dönüşüme geçebilmesinin kolay olmadığını ancak gönüllülük temelinde çalışan kurumlar aracılığıyla bu dönüşümün hızlanabileceğini vurguladı. Samsun'da, OMÜ Eğitim Gönüllüleri Kulübünün de katkılarıyla kısa sürede önemli bir gelişmenin sağlandığını, hizmete giren eğitim parkında şimdiden gönüllü gereksiniminin karşılandığını ve Samsun modelinin tüm ülkede örnek olduğunu belirten Betil konuşmasından sonra soruları yanıtlarken, çok hızlı büyümenin de bazı sorunları beraberinde getirdiğini, bu nedenle kontrollü büyümenin daha sağlıklı olduğunu sözlerine ekledi.
Dramatize Şiir Dinletisi Kulübü, ilk faaliyetini "Şiir Dinletisi Topluluğu" adı altında, 1998 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Dinçer Ateş'in yönetmenliğinde, müzik ve şiirden oluşan bir gösteri ile gerçekleştirdi. 1999 yılında, Eğitim Fakültesi-Eğitim Bilimleri Bölümü, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğrencisi Hakan Susuz, şiir dinletilerini fotoğraflarla yorumlayarak görselliği ön plana çıkardı.
Dramatize Şiir Dinletisi Kulübü, 2001 yılının Ocak ayında, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesinde, Prof. Dr. Turgut Karacan'ın Akademik Danışmanlığında kuruldu. Şiirlere farklı bir bakış açısı getirerek yorumlamak, şiiri, görsel ögeler kullanarak sunmak, amatör şairleri desteklemek, şairleri tanımak ve tanıtmak amacıyla çalışmalarına başlayan kulübün yönetim kurulu başkanlığını ve yönetmenliğini Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Şeniz Ballı, yönetim kurulu üyeliklerini Şenay Ulu, Aygün Gümüştaş, Emrah Kuru ve Ceren Gedioğlu yürütüyor.
Ben bir rüzgarım dağ yamacında anne!
Bir bilinmezliğe ve yok oluşluğa eser gibiyim
Buralar o kadar karanlık ki,
Bir türlü çıkamıyorum
Çarptığım ağaç ve taş sayısını unuttum bile...
Tek hatırladığım sızlayan yüreğim,
Nasırlaşmış kocaman ellerim.Ben bir boranım anne!
Bak tüm güvercinler peşimde,
Gökyüzünün mavisiyle yarışıyorum,
Mutluluğa direnişe kanat açtım uçuyorum.Ben bir insanım anne!
Tarlada kazma sallayan,
Masada kalem oynatan,
Saf gerçeklerle kuşatmaya
Ve onu sonsuzluğa götürmeye hazır olduğum
emelim için,
Uğruna ölümü bile göze alacağım
emelim için,
İnsan olmaya çalışıyorum anne!Dilek Kök
Şiir bir yansımadır. Aşkın, sevginin, umudun, mutluluğun...
Şairin iç aynalarına çarparak kağıt üzerine yansımasıdır.
Bu yansıma, aşkın ateşe benzemesi, dağın nokta gibi küçülmesi, alın terinin ekmeğe dönüşmesi gibidir.
Şiir boşluğa anlam kazandırır, anlamı boşluğa çevirir.
Şiir yön verir. Geçmişi anlatırken dersler çıkartır geleceğe.
Aşklar başlatır, aşklar bitirir, ölüme sürükler,
ölümden kurtarıp yaşamın koynuna iter insanı.
Şiir duygunun yoğunlaşıp yağmasıdır içimize.
Sellere terk etmesidir geleceğimizi.
Kahramanlar yaratır. Çınarlar devirir. Sözün
gücüdür bunları yapan ve şiir sözün ta kendisidir.
Şiir boşluğa haykırıp yankısını beklemektir...
Yankının söylediğimiz cümlenin aynısı
olacağını bildiğimiz halde beklemektir.Ya da "Hey Size Sesleniyorum" diye kağıda yazarak yanıtını beklemektir.
"Buradayım" diyerek.Hey!
Size Sesleniyorum...
Şiir Tadında Yaşayın !Topluluk olma bilinci, şiir yorumları, sahne bilgisi gibi konular üzerindeki eğitim çalışmalarını sürdüren kulüp, 2001 yılında "Profesyonel Şairler Şiir Dinletisi"ni Kurupelit Yerleşkesinde ve Sinop Sağlık Yüksekokulunda gösterime sundu.
2002 yılının Mart ayında ise, "Öğretmen Okullarının Açılış Yıldönümü" programı çerçevesinde "Profesyonel Şairler Şiir Dinletisi" tekrar sahnelendi. 28 Mart tarihinde, UNESCO'nun 2002 yılını "Nazım Hikmet Yılı" olarak ilan etmesi dolayısıyla da, "Nazım Hikmet Belgeseli" sunuldu.
Dramatize Şiir Dinletisi Kulübü, 21 Mayıs 2002 tarihinde, "Amatör Şairler Şiir Dinletisi" düzenleyerek, şiir sever öğrenciler ve Samsunlularla bir araya gelecek.
BAŞ VE BOYUN AĞRILARINDA İNVAZİV TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Ağrı sempozyumları, yılda iki kez düzenli olarak, her biri farklı bir bölgede yapılan ve ulusal düzeyde katılımla gerçekleşen toplantılardır. Bu toplantıların dördüncüsü, 2-3
Mart 2002 tarihlerinde, Türk Algoloji (ağrıbilim) Derneği ve Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalının işbirliğiyle üniversitemizde düzenlendi.Sekreterliğini Doç. Dr. Fuat Güldoğuş'un yaptığı sempozyumun ilk günü, Dr. Hayri Özbek (Çukurova Üniversitesi), Dr. Gül Talu (İstanbul Üniversitesi), Dr. Süleyman Özyalçın (İstanbul Üniversitesi), Dr. Serdar Erine (İstanbul Üniversitesi), Dr. Nesimi Uçkunkaya (Uludağ Üniversitesi), Dr. İbrahim Yegül (Ege Üniversitesi) ve Dr. Ayşen Yücel (İstanbul Üniversitesi) konularında birer sunum yaptılar. Baş ve boyun bölgesinden kaynaklanan ağrılar, ülke çapında tüm üniversite eğitim hastanelerinden ağrı konusunda çalışan toplam 80 katılımcıyla tartışıldı.
Toplantının 2. günü, baş ve boyun ağrısı olan toplam 13 hastanın, Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde girişimsel tedavileri gerçekleştirildi. İlgili bölgenin ağrıları için yapılan girişimsel tedavilerde yapılan işlemler, KLAS TV'nin katkılarıyla katılımcıların bulunduğu salona aktarılarak, interaktif bir tartışma ortamı yaratıldı. Toplantıda, özellikle Trigeminal Nevralji ve Servikojenik Baş Ağrılarının özellikleri, bunlarla ilgili girişimsel tedavilerden Trigeminal RF (Radyofrekans Termokoagülasyon), Servikal Faset Eklem ve Sinir Bloğu, Stellat Ganglion ve Sfenpalatin Blok, Servikal Disk RF ve Periferik Sinir Blokları ameliyathane koşullarında değerlendirildi.
Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı
Prof.Dr.Hülya KÖPRÜLÜ6 Mart 2002 Çarşamba günü,
üniversitemizin Kongre Kültür Merkezinde, "Davranışla İyileştirilebilen Bir Hastalık Olan Diş Çürüğünün Önlenmesinde Güncel Yaklaşımlar"
konulu bir konferans düzenlendi.Konferansa konuşmacı olarak katılan Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hülya Köprülü, anne ve babanın dişlerinin sağlıklı olması halinde, doğacak çocuğun da dişlerinin sağlıklı olacağını belirtti. Köprülü, "Eğer anne ve babanın dişleri sağlıksız ise bu kesinlikle çocuğa da etki eder. Diş çürüğü kontrol edilebilir bir hastalıktır. Ağız ve diş sağlığında yaşam kalitesinin arttırılması için gerekli olan şey, ağız bakımıdır. Gelecekte diş hekimliği ağız bakımı olacaktır" dedi. Hekimlikteki amacın hastaları eğitmek, onlara doğru davranışı geliştirmeleri için yardım etmek, kendi kendilerine bakmayı öğrenmeleri için gerekli olan bilgileri vermek olduğunu söyleyen Köprülü, ağız sağlığı için baş vuran kişilerde davranış değişikliği oluşturacak önleyici programların başarılı olması için, iletişimin önemli olduğunu, diş hekimiyle hasta arasında sağlıklı bir iletişim kurulması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Toplantıya, Rektör Yardımcıları Prof Dr. Adem Gülel, Prof. Dr. Bedri Kandemir, Sağlık Meslek Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Fulya Tanyeri, öğretim görevlileri, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.
Gürcistanlı Öğrenci Elenora Bezverhnaya
29 Mart 2002 Cuma günü saat 14.00'de, OMÜ Kongre ve Kültür Merkezinde Gürcistan içerikli bir program düzenlendi. Ankara Gürcistan Büyükelçisi Tariel Lebanidze'nin "Günümüzde Kafkasya'nın Genel Politikası" konulu bir konferans verdiği programa Samsun Valisi Muammer Güler, Eduard Şevardnadze Türkiye-Gürcistan Dostluk ve Dayanışma Vakfı Başkanı Refahattin Şahin ve Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay katıldı. Üniversitemize Gürcistan Üniversitesinden konuk olarak gelen Elenora Bezverhnaya, "Gürcistan'ın Dünü Bugünü" başlığı altında, Gürcistan'ın dili-dini-coğrafyası ve kültürü hakkında bilgi verirken; Gürcistan Üniversitesinde Türkoloji eğitimi gören Ana Asatiani Gürcistan'da yapılan Türkoloji çalışmalarından bahsetti.
Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Dindar yaptığı konuşmada, Gürcistan'ın doğa güzelliği ve kullanılan dil zenginliğiyle ilgili anekdotlar anlattı. Konuşmasında mitolojik öğelerden faydalanan Dindar, aklın sembolü olan ateşi tanrılardan çalıp insanlara veren Prometheus'un efsanesinin Kafkasya'da geçtiğini vurgulayarak; "Tanrı yeryüzünü ve dilleri yaratmış, sonra dillerin hepsini bir torbaya doldurmuş, her ülkeye bir dil vermiş ama Kafkasya'ya gelince yorulmuş ve torbada kalan bütün dilleri döküvermiş. Şu anda Kafkasya'da 200'e yakın dil konuşulmaktadır" dedi.
Program, Prof. Dr. Yücel Tanyeri ve Prof. Dr. Bilal Dindar'ın "Gürcistan" isimli dia gösterisiyle devam etti. Gürcistan halk müzikleri eşliğinde gösterilen dialar, Batum, Tiflis ve Kutayşi şehirlerinin doğal güzelliklerini, sanat eserlerini ve mimari örneklerini yansıttı. Dia gösterisinin ardından konuşmasına 1991 yılında Gürcistan halkının bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmamızdan dolayı teşekkür ederek başlayan Lebanidze; "Sarp sınır kapısının açılmasıyla dostluk ilişkimiz tekrar alevlenmiştir. Aramızda siyasi, askeri, eğitim ve diğer alanlarda 70'i aşkın antlaşma vardır. 30 Nisan tarihinde; Güvenlik Antlaşması, Trabzon'da üçlü zirve toplantısında bunlara eklenecektir. Bu toplantının amacı, Güney Kafkasya'daki durumu Türkiye'nin bakış açısıyla incelemektir. Bu, Güney Kafkasya'nın barışı için önemlidir. Türkiye için de Gürcistan Orta Asya'ya açılan çok önemli bir kapıdır. Bugün bu konferans, özellikle üniversitelerarası bir işbirliğinin başlangıcı olacaktır" dedi. Gürcistan'ın Türkiye vasıtasıyla Avrupa'ya açılma şansını yakalayacağını vurgulayan Lebanidze, konferansının son bölümünde kendisine Kafkasya bölgesindeki siyasi istikrarsızlık ve Abhazya politikalarıyla ilgili yöneltilen sorulara içtenlikle cevap verdi.
Program Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay'ın Gürcistan Ankara Büyükelçisine teşekkür plaketi vermesiyle son buldu.
Aynı günün akşamı, Kurupelit Yerleşkesi Kapalı Spor Salonunda, kostümleriyle de ilgi toplayan Batum Müzik ve Folklor Derneği-Çocuk Topluluğu bir gösteri sundu.
Prof.Dr.Ferit BERNAY
Ankara Büyükelçisi Tariel LEBANİDZE
Ben bir insan,
Ben Türk Şairi Nazım Hikmet,
Ben tepeden tırnağa insan,
Tepeden tırnağa kavga, hasret ve
ümitten ibaret...
Nazım Hikmet
![]()
Konferans, Sinop Eğtim Fakültesi öğrencilerinden Sema
Sipahi ve Nuri Dicle'nin beraber okudukları "Ölüme Dair" ve "Şoför Ahmet" isimli şiirler ve "Ulu Çınar'ın Yaprakları" adlı
slayt gösterisiyle sona ererken, Rektör Yardımcısı
Prof.Dr.Adem Gülel, Şükran Kurdakul'a günün anısına bir
plaket verdi.2002 yılı UNESCO tarafından "Nazım Hikmet Yılı" ilan edildi. Üniversitemizde de 1 Mart 2002 Cuma günü, ünlü şair Şükran Kurdakul, OMÜ Kongre ve Kültür Merkezinde, "Çağdaş Edebiyatımız ve Ulu Çınarı Nazım Hikmet" konulu bir konferans verdi.
Programın açılış konuşmasını Sinop Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mahir Aydın yaptı. Nazım Hikmet'in kendi sesinden, "Bahr-i Hazer" ve "Memleketim" şiirlerinin dinlenmesi ve "Nazım Hikmet 100 Yaşında" adlı bildirgenin okunmasının ardından kürsüye gelen Şükran Kurdakul, "Toplumsal ve siyasal analiz, tarihin esasıdır. Tarih bilimi, bilimlerin bilimi sayılır. Ulusal Kurtuluş Savaşı, Nazım Hikmet'i derinden etkilemiştir. Mütareke yıllarında genç bir şairken yazdığı şiirler, bize büyük bir şairi müjdeliyordu. Sürekli hapisteydi ama hiçbir zaman özgür insan olma kimliğini yitirmedi. Nazım, bilinçaltının, aşk şiirlerinin en güzellerini yazdı. Nazım'ı sevmek o kadar kolay bir şey değildir. O'nu sevmek, antiemperyalist olmak demektir. Her şeyden önemlisi insan olmak demektir" dedi.
Farsçada "Yeni Gün" anlamı taşıyan ve bahar bayramı olarak kutlanan Nevruz, üniversitemizde de 21 Mart 2002 Perşembe günü coşkuyla karşılandı. Kurupelit yerleşkesinde, Merkez Kütüphanesi önü, Fen Edebiyat Fakültesi ve Eğitim Fakültesi bahçeleri olmak üzere üç ayrı noktada yapılan kutlamalara katılan üniversiteli gençler, nevruz ateşi yaktılar, halay çektiler.
Aynı gün Eğitim Fakültesi Konferans Salonunda, "Toplumsal Dokumuzda Nevruz" konulu bir panel düzenlendi. Panele, Prof. Dr Kurtman Ersanlı, Yrd. Doç Dr. Ali Osman Coşkun, Yrd. Doç. Dr. Bekir Şişman konuşmacı olarak katıldılar. Bayramların her milletin hayatında dini ve milli anlam taşıyan, belli zamanı ve süresi bulunan ve o millete mal olmuş özel günler olduğunu belirten Prof. Dr. Kurtman Ersanlı, "Nevruz bayramı bu günlerden sadece biridir. Bayramlar milletin yaşam biçimleriyle yakından ilgilidir.
Bu nedenle, milletlerin tarihi, sahip olduğu değerler ve yaşam biçimleri farklı olduğu için bayramlardaki mana, tören ve eğlenceler de farklı ve kendine özgü olacaktır. Günümüz insanlarının 'nerede o eski bayramlar' derken kastettikleri şey, bayram günlerinde ne yenilenler ne de içilenlerdir. İnsanların samimiyetle kendilerine ve birbirlerine yönelmelerinin yarattığı psikolojik havadaki manadır." dedi.
Panelin ardından, Kültür Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığının Türkiye genelinde düzenlemiş olduğu "Türk Kültüründe Nevruz" konulu resim yarışmasında, ilköğretim okulları 3. 4. ve 5. sınıf öğrencileri arasında, Samsun ili düzeyinde ilk üçe giren Belediye İlköğretim Okulu'ndan birinci olan Ozan Pala'ya, Alaybeyoğlu Belediye İlköğretim Okulu'ndan 2. olan Hilal Nur'a ve Kazım Özdemir İlköğretim Okulu'ndan 3. olan Damla Honca'ya hediyeleri verildi.
![]()
Emekli Kurbay Albay
Mehmet KILINÇÇANAKKALE ZAFERİNİ KUTLADIK
Öteden yıldırımlar parçalıyor â'fâkı,
Beriden zelzeleler kaldırıyor â'mâkı,
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin,
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Mehmet Akif Ersoy
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi Emekli Kurmay Albay Mehmet Kılınç, Kongre Kültür Merkezinde, "Çanakkale Zaferi'nin 87'inci Yılı " konulu bir konferans verdi.
Konuşmasında, Çanakkale Zaferi'nin kazanılmasındaki etkenlerin iyi bilinmesi gerektiğini vurgulayan Kılınç, "Çanakkale, Rumeli'ye geçişimizle birlikte tarihimizde yer almaya başlamış, İstanbul'un fethiyle ise Türkiye'ye yöneltilen tehditlerin başlıca odağını oluşturmuştur. Türkiye'nin ve boğazların jeopolitik ve jeostratejik önemi bitmeyen bir kavganın ve mücadelenin nedeni olmuştur. Çanakkale, 5 kıtadan gelen insanların kanıyla sulandı. O gün, bahar yağmurları yerine kurşun yağdı" dedi. Dünyanın, 18 Mart tarihine kadar Türkler'i "fetih yapan" olarak bildiğine dikkat çeken Mehmet Kılınç sözlerine şöyle devam etti: "Dünya bu zaferle, Türkler'in savunmacı yanını da gördü. Savaşa katılan düşmanlar, tarihi bir perişanlıkla karşılaştılar.
Onurlarını sulara gömdüler. Tarihin tanık olduğu en önemli savaş olan Çanakkale Muharebelerinde yarım milyon insan ölmüştür. 'Ya istiklal ya ölüm' düşüncesinin şahlandığı, Türk askerinin dünyanın en büyük donanmasına büyük bir cesaretle karşı koyduğu Çanakkale Savaşı Osmanlı'nın son zaferi, Cumhuriyetin de ilk kıvılcımıydı."Emekli Kurmay Albay Mehmet Kılınç konuşmasında, tarafları harbe hazırlayan askeri ve politik gelişmelerden, deniz-hava ve kara harekatlarından, Seddülbahir Muharebelerinden, Arı Burnu ve Anafartalar Çıkarmasından söz ederek, Çanakkale Zaferinin Sonuçları üzerinde de durdu.
24 yıldır Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından yayınlanan mizah dergisi KILÇIK, 2002 sayısında da beğeniyle izlenen geleneksel çizgisini sürdürdü. Yazı ailesi her yıl büyük ölçüde değiştiği halde eleştirel özelliği hiç değişmedi. KILÇIK 2002'yi hazırlayanlar adına yapılan aşağıdaki açıklamaları okuduğumuzda bundan sonra da değişmeyeceğini anlıyoruz.
ANLAYANA
"Anlayana sivrisinek sazidur, anlamayana kilçuk bilem azidur" sloganıyla ortaya çıktı, fakültemizin en hınzır ve en muzip alışkanlığı. Diğer bütün kötü(!) alışkanlıklara alınan tavırla aynıydı başlangıçta akibeti. Ancak ağır bastı bir grup gençte yanlış gördüklerini ve eleştirilerini özgürce yazıya, çizgiye dökme arzusu.1978'de toplanan bir grup insan, paradoksal bilinçle harmanladıkları içgüdülerini ve kendilerini ifade etme dürtülerini kendilerinden sonraki insanlara, aynı sorunları ve okul anılarını paylaşacak insanlara aktardılar.
Hepsi de pırıl pırıl gençlerdi. Kıyısından köşesinden bu dergiyi bilenler bile, o yüzden şaşırmadılar aralarından bir rektör çıkmasına...Bizim yaptığımız sadece okyanusu temiz tutmak, zira KILÇIK aldığı terbiye ve edindiği tecrübelerle rotasında emin adımlarla ilerlemekte.
Stj. Dr. Ali Kemal ERENLER
GELENEKSEL HEKİM GÜLMECESİ 'KILÇIK'
1978 yılı tarihe hekimlerin espri anlayışının değiştiği yıl olarak geçti. Çünkü bu tarihte henüz OMÜ Tıp Fakültesi bile özerkliğini sağlamamışken KILÇIK, bağımsız bir öğrenci dergisi olarak yayın hayatına başladı. Nedir KILÇIK ve neden güldürür? sorusunun cevabını birkaç cümle ile özetlemek mümkün. KILÇIK, OMÜ Tıp Fakültesinde olup biten her şeyin gerçekliğine mizah niteliği kazandırıp yayınlayan geleneksel bir öğrenci aktivitesi. Her yıl 8-10 gönüllü Tıp Fakültesi öğrencisi işlerini güçlerini bırakıp beyaz önlüklüleri güldürmeyi planlıyor onların bayramında. 24 yıl boyunca bunu hep sağladılar. Değişen kadro, değişmeyen ruhla. Bakıp da görülmeyen, dinlenip de duyulmayan, dokunup da hissedilmeyenleri anlattı KILÇIK 24 yıl boyunca. Dr. Ferit BERNAY'ı öğrencilikten rektörlüğe götüren yolda bir basamaktı KILÇIK Dergisi. Kimbilir belki böyle ilginç bir kerameti de vardır KILÇIK'ın.
Stj. Dr. Orhan AYDOĞDU
![]()
22 Mart 2002 Salı gecesi, Kongre Kültür Merkezi yine doldu taştı. Öğrencilerin çoğunun yer bulamayarak ayakta izlediği 2 perdelik gösteride koreografilerini Oytun Turfanda'nın yaptığı "Yoz Döngü", Mehmet Balkan'ın yaptığı "Memleketim" ve "Lover's Dream" adlı oyunlar sergilendi.
Üç gün süren ve Samsun'da ilk kez düzenlenen şampiyonaya ilgi büyüktü. 10 ilden 17 takımın katılımıyla zevkli ve çekişmeli geçen maçlar, Klas TV'nin katkılarıyla, su altından 3 ayrı kamera yardımıyla görüntülendi. Görüntüler canlı olarak barkovizyon cihazına aktarılarak, seyircilerin de şampiyonayı rahatça izleyebilmeleri sağlandı.
Birinciliği Ankara Kurt Yüzme İhtisas'ın aldığı şampiyonada, ikinciliği İstanbul Poseidon Sualtı Sporları, üçüncülüğü ise İstanbul Bakırköy Su Sporları takımları aldı.
Vali Muammer Güler, Emniyet Müdürü Tekin Akın, Gençlik Spor İl Müdürü Necati Pehlivan ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Adem Gülel'in de katıldığı, Türkiye Sualtı Sporları, Cankurtarma, Sukayağı ve Paletli Yüzme Federasyonu tarafından düzenlenen şampiyonanın ödül töreninde, Federasyon Başkanı Harun Sevinç üniversitemize teşekkür plaketi sundu.
(1941 - 2002)
Hepimizin başı sağolsun!
Biz canlılar doğar, yaşar ve ölürüz.
Şansımız varsa bu karmakarışık yaşam denizinde bir "Deniz Feneri" ile karşılaşırız.
Dr. Yüksel Alvur, onu tanıyan herkesin yaşamında bir "Deniz Feneri" olmuştur.
Bizlerin hayal bile edemeyeceği fırtınalar görmüş, olaylar yaşamış ve yine de ışığını hiç yitirmeden hepimizi aydınlatmıştır.
Ondan, insanları kayıtsız şartsız, günah ve sevapları ile birlikte sevmeyi; olayları tarafsız bir bakış açısı ile yorumlamayı, en acı durumlarda bile gülebilmeyi öğrendim.
Biliyorum ki yaşadıkça Yüksel Ağabeyin bana öğrettiklerini de hep beraberimde taşıyacağım.
Zorda kaldığım zaman gülmeyi, olayları tarafsız yorumlamayı, insanları onun gibi sevmeyi sürdüreceğim...
Öyle ise güle güle Yüksel Ağabey.
"Ölürse tenler ölür. Can'lar ölesi değil."Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fulya Tanyeri
Prof. Dr. Yüksel ALVUR, 4 Kasım 1941'de Antalya'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Antalya'da tamamladıktan sonra 1960 yılında askeri öğrenci olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi ve 1967 yılında Tıp Doktoru oldu.
1967-1972 yılları arasında İzmir ve Erzurum'da askeri hekimlik yaptı. 1972-1975 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisinde patoloji ihtisasını tamamladı ve patoloji uzmanı oldu. Bu arada, Ege Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalında doku kültürü çalışmaları, Hannover Tıp Fakültesinde sitoloji eğitimi gördü ve 1974 Kıbrıs Çıkarması sırasında Bolu Komando Tugayı Tabibi olarak savaşa katıldı. 1975-1981 yıllarında GATA' da müşavir uzmanlık görevinde bulundu. Daha sonra Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesine atandı. Yeni kurulmakta olan Tıp Fakültesinin Patoloji Bölümünü kurdu ve adli tıp derslerini üstlendi.
1981-1983 yıllarında yardımcı doçent, 1983-1989 yıllarında doçent ve 1989-1992 yıllarında profesör olarak görev yaptı ve birçok uzmanlık ve Doktora tezi yönetti, çok sayıda uzman yetiştirdi. 1992 yılında üniversiteden emekli olup, özel muayenehanesinde patoloji uzmanı olarak çalıştı.
Çoğu araştırma olmak üzere çeşitli konularda 36 yayın yaptı. Eşi Prof. Dr. Muhlise ALVUR ile mutlu bir evlilik hayatı yaşadı ve bu evlilikten ikisi de hekim iki kız çocuğu oldu.12 Mart 2002 Salı günü aramızdan ayrılan değerli hocamızı saygıyla anıyoruz.
SSK Samsun Bölge Hastanesi'nin 14 birimiyle, Bafra SSK Hastanesinin ek binasının açılışını yapmak üzere Samsun'a gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, Samsun Valisi Muammer Güler ve ANAP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Mehmet Çakar'la birlikte;
"Hukukun Üstünlüğü" konulu bir konferans vermek üzere Samsun'a gelen Prof. Dr. Şener Akyol;
Ve Yakakent İlçesinde Lise temel atma törenine gelen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı Osman Birsen, Rektör Prof. Dr. Ferit Bernay'ı makamında ziyaret ettiler.
Tıp Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Fulya TanyeriOMÜ Tıp Fakültesi dekanlığına Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fulya Tanyeri, atandı. Dr. Tanyeri 1948'de Ankara doğdu. 1971'de Hacettepe Üniversitesi'nde lisansını tamamladı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde 1979'da Yrd. Doç., 1986'da Doçent, 1995 yılında da Profesör oldu.
Amasya Eğitim Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Zafer Eren
OMÜ Amasya Eğitim Fakültesi dekanlığına Fen-Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zafer Eren, atandı. 1952'de Ankarada doğdu. 1977 yılında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji Bölümü'nde lisansını tamamladı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde 1984'de Yrd. Doç, 1990'da Doçent, 1999'da Profesör oldu.
Ziraat Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Yunus PınarOMÜ Ziraat Fakültes dekanlığına Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yunus Pınar, atandı. 1958 Kahramanmaraş-Pazarcık'da doğdu. 1980'de Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinde lisansını tamamladı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde, 1987'de Yrd. Doç., 1990'da Doçent, 1995 yılında da Tarım Makinaları Profesörü oldu.
ÜNVAN DEĞİŞİKLİĞİEski Kadro/Ad-Soyad Anabilim Dalı Atandığı Kadro Doçent/Binnur Sarıhasan Tıp Fak.-Anesteziyoloji Profesör
ATAMALARKadro/Ad-Soyad Atandığı Yer Prof. Dr./Azer Kasımzade
Prof. Dr./Sabri Acar
Doç. Dr./Harika Çelebi
Yrd. Doç. Dr./İ. Çağatay Acuner
Yrd. Doç. Dr./Omca Elif Çobanoğlu
Yrd. Doç. Dr./Sevgi Canbaz
Yrd. Doç. Dr./Ahmet Karacalar
Yrd. Doç. Dr./Ahmet TurlaMühendislik Fak.-Yapı
Tıp. Fak.-Çocuk Sağ. Ve Hast.
Tıp. Fak.-İç Hastalıkları
Sinop Sağlık Y.O.
Eğitim Fak.-Okul Öncesi Eğitimi
Tıp Fak.-Halk Sağlığı
Amasya Sağlık Y.O.
Sinop Sağlık Y.O.